30 Mayıs 2005 Pazartesi

Saklambaç


Daldım insanların arasına
Görünmez oldum...

Leylak


Leylak kokusu beni Metehan 'ın doğduğu günlere götürür. Annemin bahçeden toplayıp vazoya koyduğu leylaklar, minicik bir bebek oğluş, boyut değiştirmiş bir hayat.
Bir de zamanda yolculuk var mı diye düşünüyorlar.

29 Mayıs 2005 Pazar


Metehan

bilgehan

Diploma


Oğluşum delikanlı olmuş, seneye ilkokula başlayacak.Anaokulu diplomasını aldı bugün. Kucağıma aldığım minicik bebek geldi aklıma. Çekik gözlü, ciddi, yumuk yumuk bebişimi özledim bir anda. Zaman o kadar hızla geçiyor ki, içime sindirmek istiyorum her anlarını. Her sözü, her gülümseyişi, her bakışı.

Sabah


Bütün gece bardaktan boşanırcasına yağmur yağdı, gök gürledi. İçimde bir huzur, toprak kokusuna sarmalanmış uyudum. Sabah, pırıl pırıl bir güneşle uyandım.

Şarkım

Hay benim koca kafam
Tadlar ağzımın içindedir
Duramaz
Sesler kulağımın derinliğindedir
Uçamaz
Kelimeler dilimin ucundadır
Kalamaz
Hay benim koca kafam
Altmışiki santimlik başım
Saçlar sakallar içinde
Erkek omuzlar üzerindedir
Bir vücudum vardır ki
Mert sevgiler peşindedir
Aşklar içimde
İnsanlar yanımdadır
Hiçbiri uzaklaşamaz
Demir gibiyim onlarla
Yok etmek isteyenler yıkamaz
Bak yüzüme, bak sözüme
Dünya kaçtı gözüme
Çıkamaz..

Özdemir ASAF

28 Mayıs 2005 Cumartesi

Bahar

Yorgundum, boya içindeydi her yanım. Dinlenmek için bir ara bahçeye çıktım. Önce dut ağacı meyvalarını sundu önüme. Sonra bir dost sohbeti yaptım ayaküstü tadı damağımda kalan. Derken ,bir bahar yağmuru bastırdı. Ağaçlar, çiçekler, yollar, çimenler o kadar keyifli görünüyorlardı ki dayanamadım, çıplak ayak girdim yağmur altına. Sırılsıklam. Bütün yorgunluğumu attım.

26 Mayıs 2005 Perşembe

Çocukların öğrettiği

M-Çuf, puşşşy
B- Yapmaa
M-Araba bak buraya gelmiş parketsin buraya
B- Park etmesiiin
M-Bak bak komik bişi olsun mu
B- Olmasııın
M-Bak birşey yapma
B- Yapmaa, ben giriyorum
M-Gir gir
B- Arabayı yok ettin

Beraber oynadıkları ender anlardan biri, içerden gelen sesler içimi ısıtıyor. Kaç dakika daha sürer belirsiz, her an herşey olabilir.
Güzel oğullarım benim, sizler sayesinde sıradan zannettiğim nice mucizeleri farkettim. Elini ağzına götürmekten, adım atmaya, zıplamaktan, su içmeye. Ne büyük zorlukları aşmışız minicik hallerimizle. Küçücük ellerimiz neler keşfetmiş. Ne maceralar yaşamışız, boyumuzdan büyük yerlere tırmanmış hiç bilmediğimiz dilleri öğrenmişiz.
Yapamam sözcüğü yokmuş içimizde, keşke onu hiç öğrenmeseydik.

Yaşamak

"Güvene kavuşmak için bir tek şeyi feda etmesi yeter. Evet, güvene kavuşması için feda edeceği tek şey.. Yaşamak. Güvenlikte, öyle üstesinden gelinmesi gereken korkular yoktur, yaptığımız hataların oluşturduğu çitin gerisinden haykıran vahşi tehlikeler yoktur. Eğer canımız isterse kadife ipler hazırdır. Duvarda bir çift kelime: GÜRÜLTÜ ETMEYİN "
Richard BACH / BİPLAN


Yaşamak yağmurda ıslanmaktır, çimenlere uzanmaktır, sevdiğini söylemektir, deniz kıyısında kumdan kaleler yapmaktır - yıkılacağını bile bile sadece yapma zevkini tatmak için- , çocuklarla oyun oynamaktır altalta üstüste, sarılmaktır sevdiklerine, dalından meyva kopartmaktır, başkaları ne der diye düşünmeden gülmektir kahkahayla, dans etmektir. Yaşamak duygularını dinlemek, başkalarının doğrusuna sıkışmadan kendi yolunu açmaktır. İster sessiz sakin, ister kıpır kıpır, ister deli dolu, ister çığlık çığlık. Düşmek, kalkmak, yeniden yola devam etmektir yaşamak. Her defasında daha güçlü, daha bilgili, daha istekli olarak.

25 Mayıs 2005 Çarşamba

Kaybolmak

" Kaybettik.Yitirdik. Ölüler arkasından söylenen bu söz tiksindirir beni.Ben "kaybolmam" , "yitmem", ölürüm. Öldü desinler."

Ne güzel söylemiş Nurullah ATAÇ .

Öldü demek ağır geliyor insanlara başka kelimelere yöneliyorlar. O kelimelerin gittiği yerler ne kadar farklı oysa.

24 Mayıs 2005 Salı

Yazmak

"Yazmadığım zaman dünyamın daraldığını hissederim.Kendimi hapishanede gibi hissederim. Yaratmak bir gereksinim olmalı, hani deniz nasıl yükselir alçalır öyle. Buna benim verdiğim ad: NEFES ALMAK. "
Anais NİN (Yeni Duyarlılık)

Düşünceler insanın aklından gelip geçiveriyor, yazdıklarım sanki benimle kalıyor. Bazen kendimi yazarken anlıyorum ya da aradığım cevaplar bir anda gözümün önünde beliriyor. Sanki düşündüklerimi yazınca öğreniyorum, kalem tutan elim benden başka birisi sanki benim bilmediklerimi söylüyor. Yazarken dudaklarımda gülümseme beliriyor, içimde bir heyecan, dünya değişiyor, ben bambaşka bir boyuta gidiyorum. Çoğalıyorum.

23 Mayıs 2005 Pazartesi

Değişim

Yorgunluk ve uykusuzluktan gözlerim kapanıyor ama burayı da boş bırakmak istemedim bugün. Kitapların arasındaki küçük gezintim beni Susanna TAMARO'nun Daha Çok Ateş Daha Çok Rüzgar'ına götürdü:

" Nedir değişim? Pek çok insanın sandığı gibi şu önümde duran yol artık hoşuma gitmiyor, ben bir başkasına sapayım şeklinde yol değiştirmek değildir. İnsanın görüşünü değiştirmesidir. Hala aynı yolda yürüyorum ama daha önce görünmez olanları görüyor, daha önce sağır olduğum sesleri duyuyorum"

22 Mayıs 2005 Pazar

Gülümsemeyi Asla Unutma

Pazartesi farkında olmadan Salı,
Salı da Çarşamba oluyorsa
Perşembe geldiğinde haftasonu için geri sayılıyorsa,
Birinci hafta yerini ikinciye,
İkinci üçüncüye,
Ocak Şubat'a, Şubat Mart'a derken
Nisan olduğunda yaz geliyor diye mutlu olunuyorsa
O zaman günümüzü gün etmiyoruz bence
Günümüzü yarın ediyoruz!
Gününüzü yarın etmeyi bırakın da
Gününüzü gün edin!

Defterimin arasından düştü bu yazı, nereden almışım ve kimin bilmiyorum ama arada bir okurum silkelenip kendime gelmek için..

Günaydınım, nar çiçeğim, sevdiğim...

20 Mayıs 2005 Cuma

Sabah

Yılın ilkbaharında
Günün sabahında
Sabahın yedisinde
Yamaç çiğ taneleri içinde
Tarlakuşu uçuşunda
Sümüklüböcek diken üstünde
Tanrı cennetinde
Dünyada herşey yolundadır

Robert Browning

Çayım elimde bahçede otururken bu şiir geldi aklıma.Serin, pırıl pırıl, tertemiz bir sabah. Kuş sesleri, rüzgar, günün ilk ışıkları. Derin bir nefes çektim içime, bu güzel zamanı yaşayabildiğim için şükrettim. Bazen hissederek geçen beş dakika bile ne uzun bir yaşamak oluyor. Ve koskoca günden sadece o an seninle kalıyor.

18 Mayıs 2005 Çarşamba

Sarmaşık


Beyaz siyaha,
Gözyaşı kahkahaya,
Anne çocuğa,
Deniz toprağa,
Güneş yağmura,
Ateş buza,
Tatlı acıya,
Mutluluk hüzüne,
İyi kötüye,
Ağaç gökyüzüne,
Işık gölgeye
Sarmaşık..

...

Kitap Yorumu

Kitapların çok farklı yerleri vardır hayatımda. Küçüklüğümden beri elime para geçer geçmez kitapçıda alırım soluğu. İlkokula giderken bizim mahallede bir tane minicik kırtasiye dükkanı vardı, içine bir kişi ancak sığar, nasıl heyecanlanırdım giderken.. Hala da alışveriş merkezlerinde bir kitapçılar bir de oyuncakçılarda çok oyalanırım.
Uzun lafın kısası ortalamanın üzerinde kitap okuyorumdur herhalde.. Bu kadar kitap okur da bir insan hiç yorumda bulunamaz mı? Bulunamaz ise bunun sebebi nedir?
Aynı şey film için de geçerli. Film seyretmek de en büyük zevklerim arasında. Hayran olurum şöyle sinema salonundan tartışa tartışa çıkan insanlara. Benim çok özgün (!) yorumlarım vardır: a)Güzeldi b) Çirkindi c) (ki bu en belirsizi) Ben beğendim. Yani saatlerini ver oku, seyret, bu mu yorum? Yapacak birşey yok. Şimdi bu üstün yorumlama yeteneğimle bir iki kitabı sunmak istiyorum.. Edebiyat tarihine geçeceğim.

Yüzüklerin Efendisi : JRR Tolkien'e hayran olmak dışına birşey söylemek gelmiyor içimden. Bu kadar mı hayal gücü olur, bu kadar mı yaratıcı olur bir insan. Tam bana göre bir kitaptı, mutlu sonları severim, her savaşta bir şekilde kazanmaları içimi açmıştı. Sadece zavallı Boromir'e hainlik etmiş biraz sanki. Yani onca adam arasında o da hayatta kalsa fena mı olurdu.. Konu tamamen dağılırdı demeyin hiç bir çözüm bulurdu ona koskoca yazar.. Neyse yapan yapar yapamayan eleştirmen olurmuş. Ellerine sağlık Tolkien.
Bir Çift Yürek : Benim gibi sırtına çantasını alıp yollara koyulmayı hayal eden birisi için rüya gibi bir kitaptı. Onu okuduktan sonra sadece geçim derdi için çalışmaktan vazgeçtim. Eğer dünyanın geri kalanı ve bizim için hayırlıysa ben çocuğuma bakmak istiyorum dedim. Kazandığım güzellikler inanılmaz. İnsanın içine huzur veren, umut veren bir kitap.
Veronica Ölmek İstiyor: İşte yaşamın güzelliğiyle ilgili bir kitap daha. Paulo Coelho 'nun Simyacı'dan sonraki en beğendiğim kitabı. Tüm sıradanlıklar aslında hayatın değil bizim kendi sıradanlığımızsa, değiştirmek için bir şansımız var demektir..
Küçük Prens : Bir küçücük kitap bu kadar mı çok şey barındırır içinde.

Gece

Belki de çocukları yatırır yatırmaz yürüyüşe çıksaydım dün geceyi mışıl mışıl uyuyarak geçirebilirdim, kim bilir.. Bense tembellik edip televizyonun karşısında oturup kaldım.. Dizifilmler bitti, şarkılardan fal tutmaya başladım.. Eh bu yaşta insan şarkılardan ne falı tutar? Bundan sonraki şarkı sevdiğim bir şarkıysa 3 kilo vereceğim, hayalimdeki kafeyi birgün açacağım, çocuklar hemen iyi olacak gibi heyecan dolu konularda gerekli bilgileri aldım. Gerçi bu fal tutma işinde çok sinirlendiğim bir olay var ki sadece bana mı oluyor herkese de olur mu bilmem.. Ne zaman sonraki şarkıdan birşey dilesem, hemen reklamlar geliyor.. Bana verilmeye çalışan gizli bir mesaj mı var acaba ? Burada boş boş oturup fala bakacağına spor yap kiloları ancak öyle verebilirsin gibi bir mesaj. Neyse olay kilo sorununa doğru kayıyor ki hemen uykusuzluğa geri dönüş yapıyorum.
Aslında geceleri rahat uyuyan bir insanım ama uyuyamadım işte dün gece.. En son vazgeçip kalktığımda saat 02:00 idi. Mutfağa gittim, bulaşık makinası boşalttım, patates soydum , soğan doğradım. Bir saat sonra artık uyuyacağımdan emin yatağa döndüm.. O da ne? Gün boyu aklıma gelmeyen bütün konular kafamın içinde dolanıyor, kelimeler cümlelere dönüşüyor, nefis yazılar yazıyorum yattığım yerden.. Gündüz bilgisayarın başında o kadar boş boş baktıktan sonra, gece benimle alay ediyor gibi düşünceler berrak, cıvıl cıvıl, kıpır kıpır. Haydi.. Üşenmeden yeniden kalkıp defterini bulursun, aklına gelenleri not alırsın. Bildiğim birşey var ki zira bu düşünceler sabaha kalmaz, günün ilk ışıklarıyla kaybolup giderler.. Yakaladım hepsini birer birer, mutlu mesut.
Eh, ben uykusuz kaldım ama en azından yazacak yazılarım var artık. Sabaha eminim enerjiyle uyanacağım.

17 Mayıs 2005 Salı

ÇOK YAŞA

Bugün
Yarın
Güzel gün
Daha güzel gün
Bekleme; Yaşa!..

İki hastalık arasında
Gülümse;
İki ölüm arasında
Çok yaşa!.

Halide KARAMAHMUTOĞLU


Canım annem benim, ne kadar çok şiirin var aklımdan geçenleri anlatan. Şimdi bu şiirin üzerine ben ne yazabilirim ki başka hayat hakkında ? ÇOK YAŞA bir tanem.

16 Mayıs 2005 Pazartesi

Gölge


Güneşte
Seninle yürüyen
Gölgeni seviyorum
Işıkta
Camda büyüyen
Gölgeni seviyorum
Benim için güller deren
Güzel şarkılar söyleyen
Hem koruyup hem gözeten
Gölgeni seviyorum.


Bu fotoğrafa bakınca annemin babama yazdığı bu şiir geldi aklıma.. Ama onlarla ilgili ayrıca yazacağım sonra, uzun zamanlarda. Bak şimdi de aklıma "Sevgileri yarınlara bıraktınız" şiiri geldi Behçet Necatigil'in. Çık çıkabilirsen şimdi bu yazıdan. Ne çok söylemek istediğim şey varmış, bir arada dolanıyorlar başımda, sıraya dizmem gerek.

Gelincik


Bu kadar güzel, bu kadar narin. Gelincik. Her bahar fotoğraf makinama takılır birkaç tanesi, ya da koskocaman bir tarlayı yakalayıveririm bir pozda. Toplamaya kıyılamayan çiçekler vardır ya o da onlardan. Ben de böyle topluyorum, her zaman aynı canlılıkla saklıyorum böylece.

Sabır

" Bir çocuğun bir erişkine her zaman öğretebileceği üç şey vardır: Nedensiz yere mutlu olmak, her zaman meşgul olabilecek birşey bulmak ve elde etmek istediği şeyi vargücüyle dayatmak." diyor Paulo COELHO Beşinci Dağ adlı kitabında. İlk ikisi güzel ama şu son madde yok mu bir annenin korkulu rüyası. Hele de ağzınızdan hayır çıktığında evete dönüştürmemek gerektiğini yazan kitapları okuduktan sonra. Hadi bakalım bir sinir harbidir gidiyor..
(Tam kafamı toparlamıştım ki Bilgehan uyandı, yanına gittim, yatağında oturdu, eline geçen tüm oyuncakları, örtüleri, yastıkları arkasına doğru attı, bir yandan da bana açıklama yapıyor " Buraları toparlıyorum. Bak işte toparlandı.." Gel de yazı yaz şimdi ne diyecektim ki ben.)
Tamam söyleyeceğim şuydu ki gerçekten vargüçleriyle dayatıyorlar haklarını alabilmek için . Sen istersen hiçbir hayırı evete çevirme, demiyor ki çocuklarım "ya annem de hayır dedi bir kere".. İyi bir anne olmanın bence ilk şartı hatta ikinci üçüncü şartları da "SABIR" . Öyle kitap okumuşsun, biliyormuşsun psikolojisini falan yok. Son altı yıldır bu konuda eğitiliyorum ben onlar tarafından , yakasına yapışıp sarsmak istediğin zamanlarda sabır yoksa istediğin şeyi bil hiçbir işe yaramıyor .

BİR

Bu günlüğe bir isim vermem gerektiğinde uzun uzun düşündüm. İsim vermek en zoru herhalde. Kelimeler sırayla geçti aklımdan, en sonunda bir kitabın ismi geldi oturdu baş köşeye: BİR Richard BACH ın her okuyuşumda farklı keyif aldığım ama ne olduğumu bulmaya çalıştığım günlere rastlayan ilk okuyuşumda beni bambaşka boyutlara götürüp huzur veren kitabı. İçinden bir iki bölümü buraya yazayım.

" Pye "Sizin ilginizi çeken ne kadar alan varsa, mekan - zaman içindeki hayatlar konusunda o kadar benzetme olabilir" dedi. "Fotoğrafçılığı sevseydiniz, yaptığınız benzetme odaklama netliğiyle ilgili olabilirdi. Odaklamak bir noktayı netleştirir, başka herşeyi bulanıklaştırır. Biz bir ömre odaklanır, bir tek o var sanırız. Ama hayatın öbür cepheleri de, yani sisli olanlar, bizim rüya , dilek ya da " Olabilirdi ama olmadı" dediğimiz şeyler de bir o kadar gerçektir. Odağımızı kendimiz seçeriz"
..
"Daha başlamadık bile diye düşündüm.Oysa bu kadarı bile inanılır gibi değil."YA bütün diğer insanlar, Pye? Bir evrende kaç hayat olabilir?"
Yüzüme baktığında ifadesi şaşkınlık yansıtıyordu.Sanki sorumu anlamamıştı."Evrende kaç hayat mı var Richard?" dedi "BİR"

"Bugünkü ufacık bir değişiklik bizi çok farklı bir yarına götürür.Yüksek ve zor yolları seçenler için büyük ödüller vardır ama o ödüller yılların gerisinde saklıdır. Her seçim özensiz bir körlük içnde yapılır ve içinde bulunduğumuz dünya bize hiçbir garanti sunmaz."

"Bütün ürkütücü seçimlerden kaçmanın tek yolu , toplumdan kaçıp münzevi olmaktır ki bu da ürkütücü bir seçimdir."

"Ne kadar nitelikli ve hak eder olursak olalım, daha iyi bir hayata ancak bunu kendimiz için düşleyebildiğimiz ve kendimize ona sahip olma izni verdiğimiz zaman ulaşırız."

"-Ben hep sanırdım ki ruh arkadaşlarının sevgisi koşulsuz bir sevgidir, hiçbirşey onları ayıramaz.
- Koşulsuz mu? dite sordu. Ben hiç nedensiz zalim ve nefret dolu davransam, seni paspas gibi çiğnesem beni sonsuza kadar sever miydin? Seni dövüp serseme çevirsem, çekip gitsem, günlerce dönmesem, sokakta gördüğüm her adamla yatsam, son kuruşumla kumar oynasam, eve sarhoş dönsem yine de beni sever miydin?
- Böyle ifade edince sevgim sarsılırdı dedim. İçimden bize ne kadar tehdit yöneltilirse o kadar az severiz diye düşündüm.
-Çok ilginç.. Birisini koşulsuz sevmek, onun kim olduğuna, ne yaptığına aldırmamak demek. Koşulsuz sevgi.. Kayıtsızlıkla bir oluyor.
Başıyla evetledi. -Bence de öyle.
-O zaman beni koşullu sev lütfen dedim.Beni olabileceğim en iyi insan olduğum zaman sev, düşüncesiz ve sıkıcı olduğum zaman soğu benden..
Güldü..-Öyle yaparım sen de öyle yap lütfen."
ÖYLE OLMALISIN Kİ GÖZLERİN KAPALIYKEN GÖRMELİSİN. VE DUYMALISIN ÇOK UZAKLARDAKİ BİR KUŞ SESİNİ. RÜZGARI HİSSETMELİSİN DÖRT DUVAR ARASINDA, BİLİNMEZ BİR YERLERDEN ÇİÇEK KOKULARINI GETİRMELİ SANA. ÖYLE OLMALISIN Kİ ELİN KOLUN BAĞLIYKEN BİLE DOKUNABİLMELİSİN SEVDİĞİNE. VE ISLANMALI SAÇLARIN ÇÖLÜN ORTASINDA. KONUŞMADAN DA SÖYLEYEBİLMELİSİN İÇİNDEKİNİ. ÖYLE OLMALISIN Kİ KIŞIN GÜNEŞ ISITMALI İÇİNİ. VE BİR GÜVERCİNDEN ALMALISIN HABERİ. YILDIZ YILDIZ PARLAMALI GÖZLERİN. ÖYLE OLMALISIN Kİ AĞLARKEN GÜLMELİSİN DOLU DOLU. KAÇARKEN YAKALAYIVERMELİSİN UCUNDAN BİRDENBİRE. GİTSEN DE GELMELİSİN. VE YAŞAMALISIN ÖLSEN BİLE.

15 Mayıs 2005 Pazar


metehan ve bilgehan

BAŞLANGIÇ

Sanki kendi günlüğüme yazı yazacak çok şey bulabiliyormuşum gibi bir de bu yazamadıklarımı herkesle paylaşmaya çalışmamın amacı ne ? Sanırım uzun süredir gündelik işler arasında kaybettiğim düşüncelerimi yeniden bulmak. Başımın içi sanki bir kaşıkla karıştırılıp bırakılmış, kendimle ilgili hiçbirşey bulamıyorum. Yemek, çamaşır, bulaşık, temizlik, çocuklar. Okuduğum onca okullar, bir zamanlar çalışmış olduğum işlerden sonra şu sıralar kendimi vasıfsız bir işçi olarak görüyorum. Yaşadıklarımdan pişman değilim kesinlikle, çocuklarımla geçirdiğim zaman çok keyifli. Sadece beni unutmaya başladım bu arada. Kendimi unutursam onlara ne verebilirim ki homurdanmalar, kızgınlıklardan başka. İşte bunun için bir yerden başlamam gerek düşünmeye. Hem hep hayalim değil miydi yazmak.

"Sandalyeyle düştüm, geçti olsun anne, seni çok ösledim" diyerek bir küçük afacan geldi yanıma şimdi."Bu çay soğuk mu, ılık mı?" İşte bu Bilgehan. Koridorda "çuf puf" yaparak dolaşan ağabeyi Metehan. Biraz önce onun bilgisayar süresini çalmakla ilgili uzun bir konferansını dinlediğim akıllı bıdık ağabey 6 afacan kardeş 3 yaşındalar. Onlara bırakacak güzel şeylerim olsun istiyorum. Huzur, yaşama keyfi, sevgi. Kendilerine güvenen, kendileriyle barışık, yaptıklarıyla mutlu insanlar olmaları dileğim. İşte biraz da bunun için başlıyorum. Çünki yazdıkça gizli saklıları keşfedeceğim.

Haydi sis perdesi aralansın, dökülsün ne varsa içimde.. Keyifle, sevgiyle, heyecanla.